Alkol ve uyuşturucu tedavi

alkol tedavisi

İnsanlara önce saygı duymak gerekir”

Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Mansur Beyazyürek… Belki çoğunuz onu tanıyorsunuz, belki de daha önce adını hiç duymadınız. Ancak bizler Mansur beyi yıllardan beri biliyoruz. Nereden mi? Elbetteki yaptığı çalışmalardan, verdiği mücadelelerden, insanlara tuttuğu ışıktan… Doç. Dr. Mansur Beyazyürek hakkında daha fazla bilgi vermeden, muhabbetimize başlamak istiyoruz. Çünkü bir insanı en iyi kendi ağzından tanıyabilirsiniz…

Siz bir psikiyatri uzmanısınız. Ancak başka bir misyonunuz daha var; alkol ve uyuşturucu bağımlılarına tedavi uyguluyorsunuz. Bize bu yönünüzü anlatır mısınız? 
Doç. Dr. Mansur Beyazyürek: Ben 1994 yılına kadar Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’e bağlı, alkol ve uyuşturucu bıraktırma merkezi olan AMATEM’de klinik şefliği yaptım. Buradan ayrıldıktan sonra, iki arkadaşımla beraber yaklaşık altı yıl önce Türkiye’deki ilk alkol ve uyuşturucu tedavi kliniği olan Anatolya’yı kurduk. Anatolya klinikleri Balıklı Rum Hastanesi bünyesinde çalışıyor. Bu klinikler üç ayrı departmandan oluşuyor.  Bir tanesi 25 yatak kapasiteli uyuşturucu tedavi merkezi, biri 22 yatak kapasiteli alkol tedavi merkezi, diğeriyse 66 yatak kapasiteli psikiyatri kliniği. Anatoliya kliniklerine bağlı olarak 2 poliklinik daha var. Bunlar, yapı ve diğer özellikleri itibariyle Türkiye’de çok açığı ve ihtiyacı olan bir kitleye hitap ediyor. Ülkemizde hala özel bir alkol ve uyuşturucu tedavi merkezi açılmadı. Fakat globalleşen dünyada en büyük sorunlardan birinin alkol ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddeler olduğu herkesin bildiği bir gerçek. Dünya Sağlık Örgütü, devamlı olarak ülkeleri ve hükümetleri bu konuda hem önleyici, hem de tedavi edici çalışmalar yapması ve halkı eğitmesi konusunda uyarıyor. Böyle bir gerçek varken, biz de bu konuda eğitilmiş bir ekip olarak, ülkemizde böyle klinikler oluşturma yoluna gittik. Altı yıllık deneyimlerimizle gördük ki, böyle tedavi merkezlerine gerçekten ihtiyaç var. Çünkü bizlerin bir de devlet hastanesinde yaptığımız çalışmalarden elde ettiğimiz deneyimler var.

Bir de, AMATEM’de gördüğümüz hasta populasyonu çok farklı. Bir örnek vermek gerekirse: AMATEM’in klinik şefiyken bana bir yazı gelmişti. Burada yatan hastaların kullandıkları maddeye göre dökümü isteniyordu. Örneğin; yüz hastanın 70’i eroin, 20’si esrar, diğer ikisi kokain kullanıyor gibi. Burada oluşturduğum verilere göre, Türkiye’de kokain kullanılmadığı gibi bir sonuç çıkıyordu. Oysa özel bir klinikte durum farklı görünüyor. Burada, kokain kullanan insan sayısının çok yüksek seviyelerde olduğunu gözledik. Bütün bu verilerin nedeni şu; kokain pahalı bir madde. Kokain kullanmak için o kadar para veren bir insan da, tedavisini özel bir klinikte olmak istiyor. Eskiden insanlar böyle tedaviler için yurtdışına gidiyorlardı. Anatoliya kliniklerinden sonra yurtdışına gidişler kesildi.

Gelen hastaların kimliklerinin deşifre olması gibi kaygıları oluyor mu? 
Doç. Dr. Mansur Beyazyürek: Tabii ki, hayır! 1992 yılında bir kanun değişikliğiyle, uyuşturucuyu bırakmak için doktora başvuran kişiler asla deşifre edilemez. 1992 yılından önce, uyuşturucu tedavisinden dolayı hastaneye başvuran kişi polise bildirilmeli diye bir madde vardı. Biz hekim olarak hiçbir zaman bunu yapmadık ve bu suçu hep işledik. Sürekli bunun doğru olmadığını ve bu kanun üzerinde değişiklik yapılması gerektiğini belirttik. Sekiz dokuz yıldan beri bu konu resmileşti. Ben bu insanları deşifre edersem, asıl o zaman suçlu olurum. Böyle bir şey yok. Hatta öyle ki, esas ismi bizde saklı olmak şartıyla dosya ve günlük yazışmalarda isimleri kodlarla kullanıyoruz. Burada önemli olan insan ve insan sağlığı. Bizim için asıl önem taşıyan bu.

Merkezinize çok başvuran oluyor mu? 
Doç. Dr. Mansur Beyazyürek: Özellikle alkol ve uyuşturucu kliniklerimiz neredeyse randevuyla hasta kabul eder durumda. Bu kliniklerin devamlı hastası var. Geçen yılla kıyaslanacak olursa, müracat edenlerin sayısında ciddi bir şekilde artış oldu.

Sürekli çözüm isteyen, yardım bekleyen insanlarla birliktesiniz. Bu hem yorucu, hem de zor bir iş. Nasıl etkiyeniyorsunuz bunlardan?
Doç. Dr. Mansur Beyazyürek: Şöyle söyleyeyim; 1986 yılında ilk defa Bakırköy’de çalışırken, o zamanki başhekimimiz Yıldırım Aktuna, beni AMATEM’de görevlendirdi. O yıllarda daha doçentliğimi almamıştım. Yıldırım bey bana; “Seni AMATEM’e göndereceğim, oranın sorumlu uzmanı olacaksın” dedi. Bunu kabul etmedim. Yıldırım bey de; “Bu dünya gerçeği” dedi. Hakikaten ona teşekkür borçluyum. Beni orada çalışmam için zorladı ve ben 86’da AMATEM’de çalışmaya başladım. Önceleri gerçekten çok zorlandım. Toplum tarafından itilen, pek hoş karşılanmayan, alkol bağımlısı kişiler, aile fertleri tarafından da hiçbir zaman sempatiyle, sıcaklıkla karşılanmıyor. Böyle dışlanan, hor görülen insanlara tedavi ve yardım amaçlı yaklaşmak çok kolay değil. Ama bizler bir şekilde bu işe soyunduk. 86’da AMATEM’de çalışmaya başladıktan iki yıl sonra, özel bir eğitim almak için yurtdışına gittim. Dünyanın önde gelen hocalarından olan Olivenstein’dan eğitim aldım. Bu belki benim kariyerimde, mesleğimde büyük bir kilometer taşı oldu. Vizyonumun değişmesinde çok önemli oldu. Çünkü konunun en önemli insanıyla beraber çalışma onuruna eriştim. Bu bana büyük bir referans oldu. Tabii orada çok şey öğrendim. Olivenstein bana çok önemli bir şey söylemişti: “Bu insanlara önce saygı duy!” demişti. Bu cümleyi ilk duyduğumda ne anlama geldiğini anlamadım. Fakat sonra ne anlama geldiğini anladım. Gerçekten, hem kendi formasyonumda, hem de ekibimde çalışan arkadaşlarıma hep bunu vermeye çalıştım. Belki de bir parça başarımız varsa, temelinde bu yatıyor. Zaten insan o kadar kutsal, o kadar değişik, o kadar mucizevi bir varlık ki. Yurtdışında aldığım eğitimden sonra AMATEM’e geri döndüm. Bugün biliyorsunuz AMATEM dünya çapında bir klinik. Biz AMATEM’de edindiğimiz bilgileri getirdik Anatolia’ya. Yaptığımız işlerde başarılı olduğumuzu gururla söyleyebilirim.

Alkol ve uyuşturucu tedavi çalışmalarının duyurulmasına karşısınız. Neden?
Doç. Dr. Mansur Beyazyürek: Evet, doğru. Bu tip çalışmaların çok fazla reklam edilmesi taraftarı değilim. Çünkü bunlar özel uygulamalar. Bir de çok başka bir konu var. Belki başta böyle düşünmüyordum, ancak yıllar içindeki deneyimlerimle söyleyebilirim ki, bu tip tedavilerin fazla duyurulmaması gerekiyor. Çünkü insanlar nasıl olsa tedavisi var düşüncesiyle yaklaşabiliyor. Burada kullandıkları maddeden dolayı kaybettiğim bir dolu hastam oldu. Onlar bana çok şey öğretti. Dolayısıyla bu alanda reklama karşıyım.

Ancak bu bir çelişki oluşturmuyor mu? Yani, akıllara getirmemek için reklamdan kaçarken, bu alışkanlığından kurtulmak isteyip de böyle merkezlerin varlığından haberi olmayan insanlar bazı şeylerden mahrum olmuyor mu?
Doç. Dr. Mansur Beyazyürek: Tabii belki duyuru gerekli olabilir. Fakat, böyle kliniklere başvuran insanların sayısı oldukça yüksek. Ve zaten böyle bir problemi olan insanlar  bu tip çözümleri arıyor ve gerçekten istiyorlarsa, buluyorlar. Bu nedenle buna gerek duymuyorum. Kaldı ki bizim kliniklerin ve beraber çalıştığımız arkadaşların bir misyonu da, bu konuda ciddi bir önleyici eğitim programı vermek. Ben aynı zamanda Bağımlılığı Engelleme, Mücadele ve Eğitim Vakfın’ın da başkanlığını yapıyorum. Önlemeye yönelik verdiğimiz konferanslarda tek kullanmadığım kelime, tedavi. Ben tedaviyle uğraşan biriyim, sağlıkçıyım, ama her şeyi konuşurum, tedaviyi konuşmam. Çünkü bence bu konuda “tedavi” kelimesinin çok fazla telaffus edilmesi doğru değil.

Mesleğiniz gereği sürekli insanların sorunlarıyla uğraşıylorsunuz. Kendi sorunlarınız olduğunda nasıl yaklaşıyorsunuz?
Doç. Dr. Mansur Beyazyürek: Bu soru bana sürekli soruluyor. Tabii, ben de insanım, benim de sorunlarım var. Komplekslerim, zaaflarım, duygularım… Bunlar olmadan olamam zaten. Biz bu mesleği öğrenirken, insanın kendisini nasıl  rahatlatacağına dair bazı teknikler de öğreniyoruz. Düşüncelerini nasıl oluşturması gerekir, kendini nasıl daha rahat hisseder gibi. Şonuçta başka türlü düşünme veya bakış şansımız yok. Tabii bu zamlanla bizde ciddi bir değişiklik yaratıyor. Örneğin, herkesin tepki verdiği şeylere bizler tepki vermeyebiliyoruz. Veya kimsenin tepki vermediği şeye biz tepki veriyoruz. Ne bileyim, dışarda bir insan davranışı gördüğüm zaman, mesleğimi hiç düşünmem. Mesleğime sadece karşımda bir hasta olduğu zaman konsantre olurum. Bu iki farklı hayatı mümkün olduğu kadar ayrı yaşamaya çalışmışımdır. Doğrusu da o zaten. Ama yine de gayri ihtiyari birisinin öfkesini gördüğünüz zaman, herkes ona kızarken, siz bu öfkesinin altında bir rahatsızlığın yatıp yatmadığını düşünüyorsunuz. Daha yumuşak bakıyorsunuz. Örneğin, çok enteresan bir şey anlatayım. Bir gün bir bağırtıyla karşılaştım. “Ne olur, bağırma sonra çok üzülürüm” dedim. Kişi birden sustu ve ne diyeceğini şaşırdı. Bu tamamen mesleğinizin getirdiği bir şey. O davranışı ben düşünerek yapmadım. Bir an için onu orada gayri ihtiyari hasta gibi gördüm. Kişi şaşırdı kaldı ve bir kelime bile söylemedi.

Elinde şişeyle ayyaş insanları gördüğünüzde neler hissediyorsunuz? 
Doç. Dr. Mansur Beyazyürek: Şimdi burada bir şey söylemek istiyorum; Allah rahmet eylesin, Ayhan hocanın güzel bir lafı vardı. Derdi ki; “Ben deliyi severim, ama hastanede”. Elinde şişeyle, ayyaş, etrafına zarar veren bir insanı gördüğümde, müdahale edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani hangi davranış şekli olursa olsun, hangi bağımlılık şekli olursa olsun, saygılıyım. Fakat başkasının özgürlüğüne saldırmadığı sürece.

Biraz da özele girelim. Aile içindeki ilişkinizde nasıl bir insansınız?
Doç. Dr. Mansur Beyazyürek: Herhalde, bunu aileme sormanız en doğrusu. Benim şu anda 25 yaşında kızım, 21 yaşında da oğlum var. İkisinin de seçtiği eğitim dalı felsefe. Bu benim yaptığım işle örtüşüyor bir yerde. Ben hep onlara saygı duydum. Ana rahmine düştükleri ilk günden bu yaşlarına kadar hep onlardan bir şeyler öğrendim. Onlara bir şey vermek yerine, hep onlardan aldım. Burada itiraf ediyorum,  hala da alıyorum. Benim bu konuda hep şu önerim olur: Çocuklarınıza bir şeyler vermeye değil, onlardan öğrenmeye çalışın. Çocuklarımın bana yansıttıkları beni çok mutlu ediyor. Ben onlarla bir baba olarak gurur duyuyorum. Hep bana huzur vermişlerdir. Birkaç yıl önce bir röportaj yapıldı. Ergen kız çocuğuna nasıl davranılır diye. O zaman kızım Itır’da 19 yaşındaydı. Röportaj esnasında böyle bir kızım olduğunu söyledim. “Peki siz kızınıza böyle mi davrnanıyorsunuz?” deklerinde, “Bu konuyu onunla konuşun” dedim. Onunla konuştular. Itır’ın söylediği çok ilginçti.  “Babam size kendini az bile anlatmış. Bu anlattığından daha da açık bir insandır. Ama o kadar açıklığı beni rahatsız etmiştir. Ben biraz daha arkamda bir güç olsun istedim. Her şeyi o kadar kendimin yaşamasına bırakmıştır ki beni, biraz daha arkamda otorite olup, bana karışsın istedim” dedi. Sonuçta nasıl istedilerse, hayatlarını nasıl seçtilerse, öyle yaşıyorlar.

Doğruları yanlışları nasıl aktarıyorsunuz çocuklarınıza 
Doç. Dr. Mansur Beyazyürek: Kime, neye göre doğru. Karşınızda duran bir insane. Kendine herhangi bir şey keyif, mutluluk veriyorsa, bu başkasına zarar vermiyorsa, özgürlüğünü kısıtlamamak gerekiyor. Niye ben onlara bir engel koyayım ki. Yanlız tırnak içinde belirtmek isterim; ben sosyal yapıyı değil, tamamen kendi özelimi anlatıyorum.

: Tamam, ancak siz uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele ediyorsunuz. Bunca insan gördünüz. Bu konuda çocuklarınıza nasıl yaklaşıylorsunuz.
Doç. Dr. Mansur Beyazyürek: Eşim bana yıllar önce, daha çocuklar üç – dört yaşındayken şunları söyledi: “Bu çocuklar nasıl yetişiyor böyle. Şımarıklık yapıyor, kırıyor, döküyorlar. Ne yapacağız?”. “Bak” dedim, “bir anne baba olarak bunları seviyor muyuz? Evet, canımızı veririz onlara. Zaman ayırıyor muyuz? Ayırıyoruz tabii! Eğer bunu hep yapar, onları hep sever ve her zaman vakit ayırırsak, onları onlarla paylaşırsak, hiç korkma. Kırsınlar, döksünler, hiç korkma.” Ama gerçek anlamda zaman ayırmadan bahsediyorum. “Ben çocuğuma bilgisayar aldım, arabada aldım, ama yine de gitti uyuşturucu kullandı” diyen anne babalar var. Peki, çocuğunuzla o bilgisayarı kaç defa birlikte kullandınız dediğinizde, susuyorlar. Ben çocuklarıma hiçbir zaman uyuşturucu kötüdür, demedim. Böyle bir şey denmez zaten. 18 yaşındaki çocuğa bak bu şey zararlıdır, öldürür dediğiniz zaman, çocuk zaten ölümü düşünüyordur, zararlı bir şeye yönelme eğilimi vardır. Böyle bir yaklaşım ona git yap mesajını verir. Ama siz çocuklarınızla paylaşıyorsanız, onunla rahatlıkla her konuda açık bir iletişim kuruyorsanız, korkmaya da gerek kalmıyor.

Önemli bir konu bu. Ancak şimdilik son vermemiz gerekiyor. Belki Mansur beyle tekrar sohbet etme fırsatımız olur.

Alkol ve uyuşturucu tedavi 

Facebook Profile photo

Yazar ve Bilgileri: Guest

#r00tadmin #Basit Bir kuL #Allah (c.c) Bir kuLu işte bazen bir adem bazen bir aLem !

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir