nasrettin hoca kimdir?

nasreddin-hoca-

Nasreddin Hoca’nın doğumu
1208’de Sivrihisar Hortu Köy’ünde doğan Nasreddin Hoca, ilk eğitimini köyün imamı olan babası Abdullah Efendi’den alır. Babasının vefatı üzerine bu göreve geçer, sonraları yerine başkasını bırakır. Konya, Akşehir’de medreselerde ilim tahsili için yola koyulur. Hanefi Fıkhı kitaplarını okur. Talim ettiği fıkıh ilmi ve tahsil ettiği diğer İslami ilimleri değerlendirir. Yerine göre müezzinlik, imamlık, yerine göre kadılık bazen de müderrislik yapar.

Hocayı bu günün komedi hastalıklarından ayıran özellikleri onun hazır cevaplılığı ve mizahındaki ölçüsünde saklıdır. Doğal olarak bu onu halk arasında haklı bir üne taşımıştır. O toplumu mizahla eğitmenin yöntemini keşfeder. Ama keşfini bu günün ekonomi sisteminde olduğu gibi ticari bir sermayeye dönüştürmeye çalışmaz. “Güldürenin güldürdüğünden habersiz gözükmesi” kuralını uygular. Kendisi gülmez. Dinleyen mizahın ardından tefekküre dalar. Mizahının kaynağı “latife, latif olmalıdır”

Hoca hazırcevap olmasının yanında iyi bir eğitimcidir. Söylediği her söz, yaptığı her iş bir hikmete dayanır. Din ve ahlak esasına muvafıktır. Bu yüzden muhatabı mü’min ise latifin nükteyi aşmamasına dikkat eder. Kusurlu bir insan ise nükteler ikaz edicidir. İnkar eden kişiler için susturucu, cevaba mecal bırakmayan hızlı nükteleri vardır. Hiç kimse için şahsi kini yoktur. Maksadı tatmin değildir.

Latifeyi kahkahalarla boğan günümüz komedi sanayisinde ise maksat hikmet değil eğlenmedir. Espriler hep birileriyle alaya alma üzerine inşa edilir. Taşlama, kınama ve hakaret kahkaha kılıfına bürünürken insanların da bir taraftan yalanları, aldatmaları, sayıp sövmeleri ortaya dökülür. İftira ve küçük düşürmeler sanat kılıfına bile dar gelirken, argolu şakalar insanlık seviyesini düşürmekten öteye gitmez.

Kendinden misal verir
Hoca başkalarının hayatını mizah malzemesi yapmaz. Güldürmek için kendini zorlamaz, insanlarla alay etmez, inandığı değerler ile dalga geçmez. Kendinden misal verir ancak bütün İslam memleketlerinin ortak buluşlarını yansıttığı için Nasreddin Hoca üzerinden İslam mizahının genel hatlarını görebiliriz. Genel değerlendirmelerde bulunabiliriz. Hoca günlerden bir gün “Canım ne zamandır bir helva ister, bir türlü yemek nasip olmadı.” der. Neden, diye sorduklarında “Yağ bulunur, un bulunmaz, bal bulunur, odun bulunmaz, hepsi bulunur, ben bulunmam” der. Kıt kanaat geçinse de şikâyet etmez halinden. Dünyanın faniliğine inanır. Dünyada geçinecek kadar çalışması gerektiğini de bilir. Parayı seviyor musun diye biri sorduğunda “Evet” der. “Neden”? Hoca; “Adamı senin gibilere muhtaç etmez de ondan” der.

Toplumu mizahla eğitir
Nasihatçidir Hoca. Bazen fıkralarını mecaza yormak lazım. Yoksa Hoca’nın karakterine uymaz. Talebeye tokat, dayak atma bizim eğitim kültürümüzde kesinlikle yoktur. Oğlunu suya gönderir. Eline de testiyi verir. Bir de tokat nakşedip. Niye vurduğunu soranlara “Testiyi kırmadan, kırdıktan sonra ne faydası var ki” diyerek bir işe başlamadan önce tedbirin ehemmiyetini gösterir.

İnsanları mizahla eğitir. Biz de okullarımızda Nasreddin Hoca’yı yozlaştırmadan çocuklarımıza anlatıp İslam ahlakının hayatın içinden yüzünü gösterebiliriz. Ancak Hoca’nın bu mizah eğitimi üzerinden istenilen ahlaki erdemlere ulaşmak da mümkün değildir.

Çünkü Hoca’nın yaşadığı devirde İslam ahlakı bütün yönleriyle halkın büyük çoğunluğu tarafından yaşanmaya çalışılıyordu. Bugün Hoca’nın engin, seviyeli mizah eğitimini verebilmek için öncelikle o günün ideal toplum yapısıyla bağlantı kurmamız gerekir.

Çünkü insanlar İslamı anladıkları idrak seviyesine göre Nasreddin Hoca’nın mizah değerini, latifelerini, ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere uzanan gerçek manalarını anlayacaklarıdır. İdrak seviyesine göre anlam Hoca akla mantığa sığmayan şeyler yapmaz. Hoca’nın deruni yönünü de unutmamak gerekir. Onun mizahında aynı zamanda dinleyicinin veya muhatabın da arif olması gerekir. Çünkü o “veli ve mübarek bir kişidir. Hocamız madem ki velidir, fıkralarını da bu cihetle anlamak ve değerlendirmek icap eder.” Hoca göle maya çalar. ”Ya hoca göl maya tutar mı”. Hoca “Ya tutarsa” der. Göle maya çalmak, olmayacak bir şey için uğraşmaktır. Ya da birileri bizi kandırmak, oyalamak için göle maya çalabilir. Sonra da ya tutarsa diyebilir. Ya da ben tebliğimi yaptım. Allah’tan ümit kesilmez. “Şeriata mugayir, avamı şaşırtan ve yanlış görüşlere sevk eden fıkralar Nasreddin Hocaya atfedilemez. Hoca’nın eşeğine ters binmesi ehlince değerlendirildiğinde, ‘eşeğe ters binen Hoca’, nefsin dediğini yapma ikazında bulunmaktadır. Zira nefis ruhun bineğidir. Bu binek ruhun istikametinde gitmezse inatçı bir eşek olacaktır. Hoca eşeğin istikametinde gidecek insan mı? Yine ‘turşu satan eşek’ fıkrasındaki ‘eşek’ her şeyden ön plana çıkan nefisten ibarettir. İki ayrı köyün yıldızlarının bir olması ise vahdet fikrini telkin eden bir fıkradır. Bu açıklamalar çoğaltılabilir. ”

Bütün dünyanın mizah hocası
Yüzyıldır fıkralarıyla düşündüren güldüren topluma mizahla ayar veren Nasreddin Hoca 1284 yılında vefat eder. Türbesi bilindiği gibi Konya-Akşehir’dedir. Nasreddin Hoca, Azeriler arasında Molla Nasreddin, Türkmenistan’da Hoca Ependi, Kazaklarda Mulla Nasreddin gibi isimlerle anılmaktadır. Yine Hoca’nın Türkmenlerde Kâmine, Kırımlılarda Ahmet Akay, Karakalpaklarda Ömürbeg Lakki gibi fıkracı kişilerdir. Kuzey Afrika ve Arap yarımadasında çok meşhur olan Cuha, bu coğrafyanın Nasreddin Hocası’dır.

Balkanlar ve Avrupa’da uzun süre sadece bir hicivci olarak bilinen Nasreddin Hoca, “batı kitaplarındaki Türkçe el yazmaları toz toprak arasında ortaya çıkarılınca, bir gelişme ve ilerleme görüldü. Düzinelerce halk fıkrası, Nasreddin Hoca’yı bu topraklarda şaşırtıcı bir şekilde canlandırdı.”

Neticede Nasrettin Hoca nüktelerle yapılan latifelerin argo ve alaylarla beslenen komedilere yenilmediği devirlerde yaşamıştır. İslam toplumunun kendi içerisinde büyüttüğü kolektif kültürün ürünüdür. Onun ince nüktelerini anlayıp hayata geçirebilmek için yine bu kültürün topyekûn yaşanması gerekir.

Hangi Fıkralar Nasreddin Hoca’nın?
Nasreddin Hoca’nın hazırcevaplılığı, bilgeliği, düşündürücülüğü zamanla sembolik hale gelmiştir. Nasteddin Hoca’nın vefatından sonra onun olduğu iddia edilen fıkralar türetilmiştir. Mizahımızın sembolü olmuş Hoca’nın toplumsal bir işlevi olduğundan fıkralarının kıstaslarının bilinmesinde fayda var.

Nasreddin Hoca Fıkralarının Kıstasları:
Hoca’nın yaşadığı devrin tarihî ve toplumsal özelliklerine uygun düşmelidir.
Sarhoşluk veya içki ile ilgili fıkralar onun değildir.

Hoca’yı ahmak, budala gösteren fıkralar onun değildir. Çünkü o aklı, zekâyı öne çıkaran bir bilgedir.
Hocayı mal mülk sahibi, kölesi ve cariyesi olan biri gibi gösteren fıkralar onun değildir. Onun mütevazı bir hayatı vardır.
İçinde çapkınlık, iffetsizlik ve kadın ihaneti bulunan fıkralar da ona bağlanamaz.

Hoca’yı cimri gösteren fıkralar da onun değildir. Çünkü onun fıkralarında bu durum yerilmiştir.

İçinde dalkavukluk, iki yüzlülük, çıkarcılık olan fıkralar onun değildir.

İçinde sövgü ve aşağılama bulunanlar onun olamaz.

Bir fıkra uzunsa, anlatılması ve okunması dakikalarca sürüyorsa bunlar ona ait olamaz. Onun fıkraları kısa özlü veya atasözlüdür.

Hoca çevik, genç bir delikanlı gibi gösteriliyorsa onun fıkraları değildir. Hoca olgun ve bilge bir kişiliği temsil eder.

https://www.e-kutuphane.com.tr/

Facebook Profile photo

#r00tadmin #Basit Bir kuL #Allah (c.c) Bir kuLu işte bazen bir adem bazen bir aLem !

Facebook Profile photo

Author: Guest

#r00tadmin #Basit Bir kuL #Allah (c.c) Bir kuLu işte bazen bir adem bazen bir aLem !

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir